|
|||||||||
|
|||||||||
Türkiye AB'ye neden girmeli?
|
|||||||||
Avrupa Birliği (AB) tarihinde, 22 ülke birliğe üyelik için müzakere masasına oturdu ve hepsi sonunda kabul edildi. Fakat Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy uzun süredir Türkiye'nin AB'ye girişini engelliyor ve yaptığı itirazlar sembolik bir engel olmanın çok ötesinde. Fransa AB'yi yönetme açısından kilit öneme sahip bir ülke ve Paris'in vetosu Türkiye'nin üyelik umutlarını boşa çıkarıyor. Sarkozy'nin vetosu, Fransa'nın 2. Dünya Savaşı öncesinde muhtemel bir Alman saldırısına karşı kurduğu Maginot Hattı gibi. Beyhude ve çağının gerisinde...
Maginot hattı gibi Sarkozy hattı da, bir zamanlar gayretli bir şekilde üyelik peşinde olan Türk hükümeti AB sürecine yeniden sıkı sıkıya sarılırsa aşılabilir. Aslında çözüm AB'ye girme arzusu 2005'ten bu yana düşüşe geçen Ankara'dan başlıyor. Tam da AB'ye giriş müzakerelerinin başladığı o yıl, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) popülist içgüdüleri, partinin lider kadrosunu, AB'ye girmek için yapılması gereken reformların AKP'nin popülaritesini aşındıracağı kanaatine sevk etti.
AKP reform sürecini askıya aldı. İslami kökenden miras kalan ve partinin tabanına hakim olan Avrupa karşıtı düşünceler de bu duruma hizmet etti. Bu da, Türkiye'nin Avrupa'ya uyumda ayak sürüdüğünü gerekçe gösteren Sarkozy'yi yüreklendirdi. Ve acı olan şu ki Fransa Türkiye'nin üyeliğini veto ettikçe, AB'nin Ankara'yı asla üyeliğe kabul etmeyeceğini düşünerek birliğe cephe alan Türkler'in sayısı artıyor.
Türkiye reformlara hız verip özgürlükçü ve liberal demokrat Avrupa değerleri yolunda ilerleyişinin sürdüğünü göstererek bu çıkmazı aşabileceği gibi, Avrupa değerlerine bağlı olduğunu da kanıtlayabilir. Ankara'nın AB kriterlerini yerine getirmesi halinde, Sarkozy inatçı tavrını hâlâ sürdürürse ırkçılıkla bile yaftalanabileceği kadar kötü bir görüntü oluşacaktır. Sarkozy de bu yaftadan kaçmak için elinden geleni yapacak ve hatta Türkiye konusunda tavrını değiştirmek zorunda kalacaktır.
Peki ya Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinde ilerleme yaşanmazsa? Müzakereler öylesine tavsadı ki, bu kadim üyelik süreci Brejnev dönemi Sovyetler Birliği'ndeki trenlere dair anlatılan bir fıkrayı akla getiriyor: Güçten düşmeye başlayan Rusya'da trenler yerinden hareket etmiyor ve haliyle pencereden görünen manzara değişmiyormuş. Yolcularsa trenin hareket ettiğine kendilerine inandırmak için "çuf çuf" diyormuş. Türkiye'nin AB'ye giriş süreci de böyle görünüyor ve bir noktadan sonra Türkler AB treninin ilerlemediğini fark edip trenden inecekler. Bu bir felaket anlamına geliyor; çünkü bu Türkiye'de liberal demokrasinin gelişiminin sonu demek ve bu durumun Fransa da dahil Batı açısından tehlikeli sonuçları olacaktır.
Eğer 11 Eylül öncesi dünyada, AB Türkiye'yi oyalayarak üyeliğini geciktirseydi bunun "hoş olmadığını" söylerdim. O zamanlar AB'nin dışında kalsa da Türkiye'nin Avrupa'nın ve Batı'nın parçası olması yine de mümkündü. Bugün AB, Balkanları da içine alarak sınırlarını Türkiye'ye kadar uzattı. El Kaide ise "İslam dünyası" ile Batı arasında bir savaş yaşandığına dair gürültü kopartıyor. Türkiye'nin kendisini konumlandırabileceği geçmişteki gri alan kalmadı: Ya AB üyesi olarak Batı'nın bir parçası haline gelecek ya da El Kaide'nin hayali doğrultusunda "Müslüman dünya" ideolojisinin içine yoğrulacak. Avrupa'nın doğu sınırında Batı'dan uzaklaşmış bir Türkiye'nin varlığının Sarkozy'yi de endişelendirmesi gerekir.
AB'ye uyum konusunda Türkiye'nin ortaya koyacağı çabalara rağmen Sarkozy Ankara'ya hayır demeyi sürdürürse, acaba Fransa'daki Müslümanlar'a nasıl bir mesaj göndermiş olacak? Fransa AB'deki en büyük Müslüman nüfusa sahip ülke: Ülke nüfusunun yüzde 10'u Müslüman kökenli. Bugüne kadar bu cemaatin Fransız toplumuyla bütünleşmesi başarılamadı. Ancak son dönemde Fransa'da Müslümanlar'ın ülkeye entegre olması yönünde daha güçlü işaretler geliyor. Müslüman kökenliler ilk defa hükümete girdikleri gibi, ülkenin farklı yerlerinde de seçilmiş Müslümanlar göreve geliyor. Sarkozy bu sürecin baş destekçisi. Fransız Müslümanlar'a, Avrupa değerlerini benimsedikleri takdirde Fransa'da ve Avrupa'da kabul göreceklerini söylüyor. Buna karşın Türkiye'nin AB'ye girmesine itiraz ederek, Fransa'daki Müslümanlar'a başka bir mesaj veriyor: "Avrupalı olmak için zahmet etmeyin, ne kadar çabalarsanız çabalayın, Fransa'da ve Avrupa'da size yer yok."
Fransa'ya yaptığım son seyahatte ailesi Moritanya'dan Fransa'ya göç etmiş bir Parisli'den Türkiye'nin AB'ye üyeliği üzerine 40 dakikalık bir ders dinledim. Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinin tarihi detaylarına hakim olmakla kalmıyor aynı zamanda giriş müzakerelerinin detaylarını benden daha iyi biliyordu. Bunun içinde Fransa'nın 120 bin sayfalık AB mevzuatında hangi noktalara dayanarak Türkiye'yi engellediği konusunda uzun argümanlar da bulunuyor. Ona Türkiye'nin giriş sürecini neden böylesi bir ilgiyle takip ettiğini sorduğumda, "Bu benim için Fransa'da bir yer olup olmadığıyla ilgili" diye yanıtladı. Doğrusu, Sarkozy hattı sadece Türkiye için değil, Fransa için de çok kötü. Sarkozy olsaydım bu hattan vazgeçerdim.
receive the latest by email: subscribe to soner cagaptay's free mailing list
Latest Articles
ADVERTISEMENT
Most Viewed
Latest from the Pundicity Network
ADVERTISEMENT
home | biography | articles | blog | media coverage | spoken | audio/video | books | mailing list | pundicity writers | mobile site